Hukuki Açıdan Yumurta Sperm Bağışı
Diyanet'ten embriyonik kök hücreye şartlı izin
Yeni Şafak, Haziran 2006.
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Saim Yeprem, başka tedavi imkanının bulunmaması durumunda, tüp bebek uygulamasından arta kalan embriyonik kök hücrelerin kullanılabileceğini açıkladı
Embriyonik kök hücre nakliyle ilgili tartışmalara son noktayı Diyanet İşleri Başkanlığı koydu. Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof.Dr. Saim Yeprem, İslam dininin insan ve toplum için yararlı olabilecek her türlü çalışmayı teşvik ettiğini belirterek, embriyonik kök hücre nakline 'şartlı onay' verdi. Yeprem, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın aylık yayın organı "Diyanet" dergisinde yer alan yazısında, tüp bebek ve kök hücre gibi tıbbi uygulamaları İslam dini açısından değerlendirdi. Embriyonik kök hücrenin tedavi amaçlı kullanımının ahlaki tartışmaları beraberinde getirdiğini hatırlatan Yeprem, bir kısım biyologların embriyonik kök hücrenin deneylerde kullanılmasının ahlaki bir problem oluşturmadığını iddia ederken, bazı grupların tüp bebek çalışmaları sonucunda oluşan ekstra embriyonun tedavi amaçlı kullanılabileceği, bazılarının ise "Embriyolarla uğraşmanın yetişkin insanlarla uğraşmaktan farkı yoktur" düşüncesini taşıdıklarını söyledi.
Her türle tedbir alınmalı
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Yeprem, embriyonik kök hücre nakline ise şartlı onay verdi. Tüp bebek uygulamalarından arta kalan blastocistlerin(embriyo) embriyonik kök hücre nakli çalışmaları için kullanılmasında bir sakınca olmadığını kaydeden Yeprem şu değerlendirmeyi yaptı: "Ancak, özelleşmiş yetişkin hücrelerden embriyonik kök hücrenin özelliklerini taşıyan kök hücre elde edilememesi durumunda ve başka tedavi imkanının bulunmaması halinde, ticari ve her türlü kötü amaçlı kullanımı engelleyici tedbirleri almak kaydıyla, tüp bebekten arta kalan blastocistlerin, tedavi amaçlı kullanılabileceği söylenebilir."
DİB'in tüp bebek ve sperm bağışı fetvası
Haber7, Haziran 2006
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, nikahlı eşlerin mikroenjeksiyon, klonlama gibi yöntemlerle çocuk edinmelerinin dini açısından bir sakıncasının bulunmadığını açıkladı. Sperm bağışına ise fetva yok.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem, normal yollardan çocuk sahibi olamayan nikahlı eşlerin mikroenjeksiyon, klonlama gibi yöntemlerle bu özlemlerini gidermelerinin İslam dini açısından bir sakıncasının bulunmadığını açıkladı. Yeprem, ancak İslam dininin, sperm, yumurta ve rahimden birinin karı-koca dışında başka bir şahsa ait olmasına olumlu bakmadığını belirtti.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi de olan Yeprem`in, tüp bebek, kök hücre, kürtaj, yumurta ve spermin dondurulması ve bağışlanması, cinsiyet seçimi gibi konulardaki değerlendirmeleri şöyle: -Genetik tanı: Bebekte ortaya çıkabilecek ve yaşamın devamını imkansız hale getirecek nitelikteki bazı hastalıkların ana rahmine yerleştirilmeden önce bulunup, gerekli tedbirlerin alınmasını mümkün kılan genetik tarama testleri, embriyonun zarar görmesine ve itlaf edilmesine yol açmamak kaydıyla, bilimsel araştırmalar dışında, tıbbi gerekler çerçevesinde kullanılabilir. -Tüp bebek: İslam alimleri, normal yoldan çocuk sahibi olamayan aile birliği içindeki nikahlı eşlerin, kocanın spermiyle kadının yumurtasının çeşitli yöntemlerle laboratuvarda döllendirilmesiyle elde edilen embriyonun kadının rahmine yerleştirilmesi sonucu çocuk sahibi olmalarını olumlu karşılamıştır. Ancak, tüp bebek uygulamasında, belirlenen bu standartların dışına çıkılarak araya yabancı unsur sokulmasına, yani sperm, yumurta ve rahimden birinin karı-koca dışında başka bir şahsa ait olmasına olumlu bakılmamaktadır.
Tüp bebek uygulamasında mümkünse ihtiyaçtan fazla yumurta döllenmemelidir. Aksi halde artanların imhası dini yönden sakıncalı olacaktır. Tıbbi zorunluluk ve teknik imkansızlıklar nedeniyle elde edilmek istenen bebek sayısından fazla embriyo oluşturulması gerektiğinde, bu sayı minimumda tutulmalı ve artanlar itlaf edilmek yerine kök hücre çalışmalarına tahsis edilmelidir. Anne karnına nakledilen hücrelere tıbbi zaruret dışında kesinlikle müdahale edilmemelidir. -NİKAH BİRLİĞİ- -Yumurta-sperm ve embriyoların dondurulması ve bağışlanması: Tıbbi gereklilik ve zorunluluklar nedeniyle dondurularak saklanan yumurta veya yumurtalık dokuları ilerde iyileşmeleri durumunda yine aynı kadınlara verilecekse bu dini açıdan bir sakınca teşkil etmez. Ancak bunların başka kadınlara nakledilmesi uygun değildir. Nikah birliği içinde materyalleri eşlerden temin edilip döllendirilerek dondurulan embriyoların aynı çift tarafından nikah birliği içinde hayattayken kullanılmasında sakınca yok. Bunların nikah birliği dışındaki bir başka aile tarafından kullanılması veya bir başka kadında doğumun gerçekleşmesi İslam dinince olumlu görülmüyor.
Dondurulan embriyo veya spermlerin eşlerden erkeğin vefatı veya boşanma durumunda dinin öngördüğü azami bekleme süresi içinde (iddet veya en fazla hamilelik süresi) kadın tarafından kullanılmasında sakınca olmadığı düşünülebilir. Eşini kaybeden kadının başka biriyle evlenmesi halinde bunun geçerli olmayacağı veya kadın evlenmese bile 9 aylık süreden sonra ölen eşinin spermini veya önceden hazırlanmış embriyoyu kullanması konusunda ilk başta olumsuz görüş akla gelse de konunun tüm boyutlarının İslam alimlerince tartışılmaya değer olduğu açıktır.
Tüp bebek günah değil
Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Mehmet Keskin, İslam dinine göre, tüp bebek ve iki analı bebeğin günah olmadığını bildirdi.
Oysa İslam dini haram olmayan her türlü oluşuma açıktır. Biz tüpbebek ve iki analı bebeklerin günah olmadığını söylüyoruz. Son günlerde medyada iki analı bebek konusu ele alınmaktadır. Nikahsız bir kadından alınacak olan bir yumurta ile erkeğin spermleri ile enjekte edilen nikahlı kadından çocuk doğurulması günah sayılmamalıdır. Tüp bebekte, amaç bir evlat sahibi olmaktır. Erkeğin spermlerinin kadının rahmine yerleştirilerek doğum olayının meydana gelmesi kesinlikle günah değildir. Yetkisiz ağızlardan çıkan iddialara riayet etmeyiniz. Biz Kuranı Kerimin emirlerine göre hareket ediyoruz. Kendini bilmeyen birileri çıkıp, beyinlerinizi yıkayabilir.Bunlara asla inanmayınız.
DÜNYA
'İran’da bile kadınların yumurta bağışı serbest; Türkiye de serbest bıraksın'
Türk Jinekoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tıraş özellikle Doğu ve Güneydoğu'dan kadınların İran'a yumurta bağışından yararlanmak için gittiklerini söyledi.
Türk Jinekoloji Derneği Genel Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr.Bülent Tıraş, çocuk sahibi olamayan kadınlar için Türkiye’de de yumurta bağışının serbest bırakılmasını istedi. Tıraş, "İran’da dahi yumurta bağışı serbest ve yasaldır. Biz İran’dan daha mı muhafazakarız?" diye sordu. Tıraş, yumurta bağışı ve taşıyıcı anneliğin şu anda fiilen var olduğunu, yasal boşluk yüzünden ciddi sorunlar yaşandığını belirterek, "İran’da yumurta bağışı yasaldır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’dan İran’a bu işlem için gidenler var, KKTC’ye de gidiyorlar" diye konuştu.
SABAH
Yılda 2 bin Türk Kıbrıs'ta yumurta nakli yaptırıyor
Menopoza giren ya da tüp bebek denemeleri başarısızlıkla sonuçlanan kadınlar, Türkiye'de yasak olan yumurta nakli' için yurtdışında annelik şansı arıyor. Türkler, başta Kıbrıs ile Yunanistan olmak üzere İngiltere, Amerika, İsrail ve Belçika'da bu operasyonu yaptırıyor
Ortadoğu ve Balkanlar Kıbrıs Tüp Bebek Merkezi Direktörü Op. Dr. Halil İbrahim Tekin ve Dr. Alper Şişmanoğlu, başkasının yumurtasıyla hamilelik yöntemlerini anlattı.
Yumurta bağışı nedir? Yumurta donasyonu (bağışı); genç sağlıklı kişilerden tüp bebek yöntemi alınan yumurtaların, alıcının eşinin spermleriyle döllenmesini takiben alıcının rahmine yerleştirilmesi işlemine denir. Bu durumda kadın, kendi yumurtasıyla oluşmamış bebeği kendi rahminde taşıyıp doğurmuş olur. Bebek; ailenin sadece babaya ait olan yüzde 50 genetik yapısını taşırken, kadına da gebelik annelik duygusunu yaşatır.
BAĞIŞLAYAN SAĞLIKLI OLMALI
Yumurta bağışı kimlere uygulanabilir?
Rahimi olup erken menopoza giren ve yumurta üretemeyen kadınlara uygulanır. 40 yaş altında yüzde 1-2 kadın bu problemle karşı karşıyadır. Endometriozis (kadın hastalığı), enfeksiyon veya kanser nedeni ile yumurtalıkları alınmış kadınlara uygulanır. Fonksiyon göremeyen overle doğmuş olan, genetik bozukluklu kadınlar yararlanabilir. Yumurta geliştirici ilaçlara az veya hiç cevap vermeyen kadınlar için tercih edilebilir. Genetik hastalık taşıyıcısı olan ve bu hastalığı çocuklarına geçirme riski olan kadınlar (hemofili, Duchenne's muscular distrofisi, Huntington's koreası gibi). Kromozomal anormalliğe bağlı tekrarlayan düşükler yapan kadınlar. Bu gibi durumlarda hastalığın anne karnında tanısı konup gebelik sonlandırılır, ancak bu çiftler için çok travmatik olur. Bu çiftlere IVF uygulanıp embriyo biyopsisi (PGD) ile sağlam çocuklar seçilebilir ve uterus içine yerleştirilebilir. Ancak bu prosedür pahalı ve kompleks bir yol olarak bilinir. Yumurta reservi ve kalitesi iyi olmayan, tanımadığı kişiler olabilir. Yumurta bağışlayan kişiler, 21-33 yaş arasında sağlıklı olmalıdır. Daha önce sağlıklı çocuk doğurmuş olanlar tercih edilir. Aile hikayelerinde zeka geriliği ve kalıtsal hastalıklarla ilgili problem olmamalıdır. olmayan, tekrarlayan başarısız IVF denemeleri olan kadınlar. Yaşı ileri olup menopoz nedeniyle fonksiyon görmeyen overlere sahip olan kadınlar.
Yumurtalarını verecek kişiler nasıl seçiliyor?
Yumurta bağışlayan kişilerin çoğu bunu para karşılığında yapar ve onlara belli ücretler ödenir. Yumurtayı bağışlayan kişi, çiftin bildiği birisi veya hiç tanımadığı kişiler olabilir. Yumurta bağışlayan kişiler, 21-33 yaş arasında sağlıklı olmalıdır. Daha önce sağlıklı çocuk doğurmuş olanlar tercih edilir. Aile hikayelerinde zeka geriliği ve kalıtsal hastalıklarla ilgili problem olmamalıdır.
HAMİLELİK ŞANSI SÜRÜYOR
Alıcı olan kişi nasıl bir işlemden geçiyor?
Yumurta bağışında yanlış bilinenin aksine, bütün yumurtalık alıcıya verilmez. Alınan sadece bir hücre yapısında olan yumurtadır. Bağış yapan kişiden standart tüp bebek uygulaması ile yumurtalar alınır. Alıcıdan alınan spermlerle döllenme yapılır ve önceden gebeliğe hazırlanmış rahim içine yerleştirilir. Rahim hazırlığı; alıcı için çok büyük bir öneme sahiptir ve dikkatli bir takip gerektirir. Önemli olan bir konu da alıcı ve yumurta bağışlayıcı arasındaki koordinasyonun sağlanmasıdır.
Tanıdık birinden, akrabadan yumurta alınabilir mi?
Alınabilir. Çocuk sahibi olmak isteyen kişiler kız kardeşleri, kuzenleri ve arkadaşlarından bağış alabiliyor. Bu yumurta da eşinin spermiyle döllenerek rahime yerleştiriliyor. Böylece bu kişiler tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olabiliyor. Bu yöntemle çocuk sahibi olan kadınlar, annelik duygusu olarak bir farklılık yaşamıyor. Asıl çocuğu karnında taşıyıp doğurmak önemli olduğu için; kadınlar bu yolla istedikleri yaşta çocuk sahibi oluyorlar. Doğurganlığın sonu kabul edilen menopoz döneminden sonra bile yumurta nakli ile hamilelik şansı devam ediyor.
ANNELİK ENGELLENEMEZ
Yumurtayı alan kişide reddetme yaşanıyor mu?
'Yabancı bir hücre olması nedeniyle alıcının vücudu oluşan embriyoyu reddedir mi?' sorusu çok doğaldır fakat bebeği reddetmemesi için ayarlanmış olan kadın vücudu, yabancı yumurta ile oluşan embriyoyu da reddetmez.
Donasyon işlemi etik mi?
Bilimsel çevrelerde donasyon işlemi etik olarak halen tartışılıyor. Yumurta donasyonu; kendi çocuğuna sahip olamayacak birçok kadına çocuk sahibi olabilme olanağını sunuyor. Her kadının çocuk sahibi olma hakkı vardır ve en güçlü duygulardan biri olan annelik içgüdüsü engellenemez.
Türkiye'de yumurta nakline neden izin verilmiyor?
Türkiye'de yasak olduğu için her yıl binlerce çift, bu uygulamayı yurtdışında yaptırıyorlar. Türkiye'de yasak olduğu için her yıl 2 bine yakın çift, Kuzey Kıbrıs ve Yunanistan başta olmak üzere yurtdışındaki merkezlere gidiyor ve donasyon işlemiyle gebe kalıyor. Ayrıca Türkiye'den İngiltere, Amerika, Yunanistan, İsrail ve Belçika'ya gidenlerin sayısı da oldukça fazla.
Hamilelik için hangi yaş 'ileri yaş' olarak kabul ediliyor?
Her ne kadar bu konuda kesinleşmiş bir rakam yoksa bile, bilimsel çevreler bu konuda 35 yaşı bir sınır olarak belirlemişlerdir. Gebe kalabilme özelliği en uygun yaş 20 ile 35 arasıdır. Ama bu '35'ten sonra olamaz' anlamına da gelmez. Üstelik bu azalma 35 yaşından hemen sonra başlıyor. Her artan yaşla birlikte kadınların kısırlık yaşama sorunu da çoğalıyor.
TAŞIYICI ANNELİK VE GETİRDİĞİ HUKUKİ SORUNLAR
Doç.Dr. Şükran ŞIPKA
İst.Ticaret Ün. Hukuk Fak. Medeni Hukuk Öğr. Üyesi
Tıp ve biyoloji alanındaki gelişmeler, bu bilim alanları dışında aynı zamanda hukuk, ahlak ve din alanlarında da yeni sorunları beraberinde getirmektedir. Özellikle yapay dölleme tekniklerinin hızlı gelişmesi ile birlikte yeni hukuki düzenlemelere gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Üreme hücreleri transferi ve gen teknolojisindeki gelişmeler yapay döllenme ve soybağı konularında incelenmesi gereken yeni hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir.
Özellikle son günlerde aktüel bir duruma gelmiş olan ve televizyon dizilerine de konu olan ‘’Taşıyıcı Annelik’’ olgusu hukuki açıdan tartışılması gereken bir olgudur. Taşıyıcı annelik aşağıdaki şekillerde oluşabilir:
1. Yabancı bir kadının yumurtası, kocanın veya başka bir erkeğin spermiyle döllenebilir ve bu döllemeden oluşan embriyo doğrudan doğruya çocuğu doğuracak olan anaya aktarılabilir. (Örnek; evli bay A ile Bayan B’nin çocukları olmamaktadır. Bay A’nın spermi ile yabancı bir kadın olan bayan C’nin yumurtası döllendirilerek, oluşan embriyo bayan B’nin rahmine nakledilir.)
2. Bundan başka, embriyo, çocuk doğuramayan ya da doğurmak istemeyen kadının yerine, doğurmayı üstlenen yabancı bir kadına transfer edilebilir. (Örneğin bay A’nın spermiyle bayan B’nin yumurtası tüpte döllendirilerek oluşan embriyo, yabancı kadın bayan C’ye nakledilir ve çocuğu o doğurur.)
Bu gibi durumlarda HUKUKİ ANNENİN kim olacağı tartışmalıdır hatta bazı durumlarda BİYOLOJİK ANNENİN kimliği dahi tıbbi bir tartışma konusu olabilir. Şöyle ki genetik malzemeyi veren yumurtanın sahibi olan kadının mı yoksa çocuğu doğuran kadının mı gerçek-hukuksal ana sayılacağı hukuk bilimi açısından çekişmelidir. Bu kadınlardan hangisine analık sıfatının tanınacağı, ona -aynen babalıkta olduğu gibi- çocuğun analığını (soybağını) sonradan reddetme hakkının tanınıp tanınmayacağı, eğer analığı red hakkı tanınacaksa, bu hakkın varlığına bağlı olarak gerçek (genetik) analığın tespiti için dava açılıp açılamayacağı tartışmaları Türk Medeni Kanunu kapsamında şu şekilde değerlendirilebilir::
Türk Medeni Kanunun’da Hukuki Anne Kimdir?
Yeni Türk Medeni Kanununda soybağına ilişkin yasal düzenlemelerde yapay döllenme ve embriyo transferinden doğabilecek sonuçlar düzenlenmemiştir. Medeni Kanunumuz, çocukların soybağı açısından Roma Hukuku’ndan gelen ‘‘Mater semper carta es’’ (anne her zaman bellidir) prensibini kabul etmiştir. Bu prensip MK 282. maddesinin birinci fıkrasında ’ “Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur’’ şeklinde düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemeden çıkan sonuca göre hukuki anne, doğuran kadındır. Bu hükmün konulmasının altında yatan temel düşünce, çocuğu karnında taşıyan ve doğuran kadının çocuk ile arasında biyolojik kan bağı bulunduğu ve göbek bağı vasıtası ile kendisini taşıyan anne ile bütünleştiği, nihayet doğum olgusunun annelik için objektif olarak belirlenebilir olmasıdır. Böylece doğuran kadının analık sıfatı, Türk Medeni Kanunu’na göre tersi kanıtlanamaz kesin bir karinedir. Kanun koyucunun buradaki amacı ve düşüncesi, çocuğun genetik (yumurta) anasıyla değil de, kendisini karnında taşıyan biyolojik anayla bütünleştiği varsayımıdır. Ortak yaşam biyolojik anayladır, belirleyici bağ da göbek bağıdır. Buna karşılık yumurtada bulunan bazı özellikli genlerin çocuğa aktarılması olgusu, bu hukuki karinede gözardı edilmektedir.
Hukuki Anne (Doğuran Kadın) Çocuğun Soybağını Reddedebilir Mi?
Yukarıda bahsettiğimiz hukuki karine, kesin bir karine olduğundan aksi ispat edilemez. Bu nedenle Medeni Kanun’daki 282/1 hükmü gereğince, biyolojik anne farklı da olsa, doğuran kadın çocuğun soybağını reddedemeyecektir. Buna karşın BM Çocuk Hakları Sözleşmesi kapsamında, çocuğun soyunu öğrenme hakkı bulunduğundan, onun genetik anasının kim olduğunu öğrenme hakkı her zaman vardır. Ancak bu hak çocuğa hukuki anneyi reddetme hakkı vermez.
Taşıyıcı Annelik Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği
Bu konuda uluslar arası düzenlemelere baktığımız zaman, İngiltere, Avustralya ve ABD’de bazı eyaletlerde, taşıyıcı annelik sözleşmelerinin hukuksal alanda geçerli olduğu görülmektedir. Bu sözleşmelere göre, genetik ana baba, kiralık (taşıyıcı) anadan, ısmarladıkları çocuğu evlat edinmeye gerek kalmadan isteyebilirler. Söz konusu sözleşme bir bedel içeremez; ancak taşıyıcı annenin doğum masrafları ile hamilelik dönemindeki her türlü giderlerini karşılayacak bir ücret konusunda anlaşabilirler. Buna karşın İsviçre Anayasası’nın geçici 24.maddesinde, embriyo bağışının ve kiralık anneliğin her şeklinin yasak olduğu belirtilmiştir.
Bu tür anlaşmaların Türk Hukuku’na göre geçerli olup olmadığına gelince;
Türkiye’de yapay döllenme konusunda karşımıza çıkan özel mevzuat, Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanan ‘’Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Yönetmeliği’dir.’’ Bu yönetmeliğin 1. maddesi gereğince, yapay döllenme ve embriyo transferi sadece çocuk sahibi olamayan EVLİ ÇİFTLERDE uygulanır. Aynı yönetmeliğin 4. maddesinin f bendine göre sadece anne adayının yumurtası ile kocanın spermi çeşitli yöntemlerle döllendirilerek anne adayının rahmine transfer edilebilir. Ayrıca yönetmeliğin 2. ekinde, suni döllenme tedavisi uygulanacak olanların evli çift olmaları, sadece kendilerine ait üreme hücrelerinin kullanılması, evli çiftlerin normal tedavi yolu ile çocuk sahibi olamadıklarını belgelemiş bulunmaları gerektiği belirtilmiştir. Nihayet yönetmeliğin 8.7.2005 tarihinde yapılan değişik 17. maddesinde de, eşlerden alınan yumurta ve spermler ile bundan elde edilen embriyoların başka adaylarda, aday olmayanlardan alınanların da eşlerde kullanılmasının yasak olduğu belirtilmiştir. Aynı maddeye göre bu tür biyolojik maddelerin satılması da yasaktır. Bu yasağa ve yönetmelik hükümlerine uymadığı tespit edilenlerin faaliyetleri Bakanlıkça durdurulur.
Sonuç olarak bu yönetmelikten de anlaşıldığı gibi, evli çiftlerin başkasından donör almaları veya kendi donörleri ile oluşan embriyonun bir taşıyıcı anneye nakli kesinlikle yasaklanmıştır. Bu nedenle taşıyıcı annelik sözleşmeleri de, bu emredici düzenleme karşısında kanuna, kişilik haklarına, ahlaka ve adaba aykırı sözleşmelerden sayılarak yasal açıdan kesin hükümsüz (bâtıl) sözleşmelerdir.
Bu konuda bir başka soru da, taşıyıcı annelik sözleşmesi yapmış olan tarafların bu sözleşmeden doğan hukuki edimlerini (yükümlülüklerini) birbirlerinden isteyip isteyemeyecekleridir. Örneğin çocuğu başka bir kadına ısmarlayan genetik (yumurta) anasıyla genetik (sperm) babası, çocuğu doğuran taşıyıcı anadan (hukuksal ana) çocuğun devredilmesini isteyebilirler mi , bu isteği zorla yerine getirebilirler mi? Taşıyıcı anne çocuğu vermekten kaçınırsa, ona ödemiş oldukları ücreti hukuki yoldan geri isteyebilirler mi?
İlk soru şu şekilde yanıtlanabilir: Taşıyıcı anne ile anlaşma yapan eşler (genetik anne ve baba) çocuğu ancak anlaşmalı evlat edinme yoluyla alabilirler. Bu da taşıyıcı annenin (hukuksal ana) rızası ile mümkün olabilir(MK 309). Ayrıca evlat edinmeye ilişkin yeni hükme göre, ‘’Bir küçüğün evlat edinilmesi evlat edinenler tarafından bir yıl süre ile bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.’’ Bu hukuki yolun seçilmesi halinde eşler evlat edinmeyi dava yolu ile sağlayabilirler.
İkinci soruya gelince; Özellikle, taşıyıcı analık sözleşmesi kesin hükümsüz olup hukuksal bağlayıcılıktan yoksun kalır. Fakat, taşıyıcı ana eğer doğurduğu çocuğu ısmarlayan ana babaya evlatlık olarak vermekten kaçınırsa, bu tür sözleşmeler geçersiz olduğundan, peşin almış olduğu parasal karşılığı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmek zorunda kalır.
Nihayet genetik babanın çocuğu Medeni Kanun 295. maddedeki koşullarla TANIMASI da mümkündür. Ancak bu durumda velayet hakkı, doğuran kadında kalacaktır. Taşıyıcı anne evli değilse, bu çocuk evlilik dışı çocuk statüsünde olacak ve bu nedenle velayet annede kalacaktır.(MK 337/1, istisnaen 337/2 gereği hakim kararı ile velayet babaya verilebilir).
Şayet taşıyıcı anne evli ise, bu durumda çocuğun hukuki babası taşıyıcı annenin kocası sayılacaktır. (Babalık karinesi, MK 285/1 ) Böyle bir durumda, hukuki baba çocuğun nesebini reddetmediği takdird,e genetik baba çocuğu hukuken tanıyamayacaktır.
Nihayet Türkiye’de karşılaştığımız bir durum da, doğuran kadın yerine, ısmarlayan kadın adına hastaneye kimlik bildiriminde bulunulması ve sanki o doğurmuş gibi, çocuğun onun (ve kocasının) nüfusuna kaydettirilmesi olgusudur. Bu olgu iki açıdan hukuka aykırıdır. Birincisi, kadının ya da kocanın diğer yasal mirasçılarının ya da her ilgilinin ihbarı ile , Cumhuriyet Savcısı, nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası açabilir. İkincisi de yeni Türk Ceza Kanununun 231. maddesine göre; “ Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
|